28.12.2011
KADİP (İSTANBUL) - Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) Başkanı Mustafa Yeşil, Heybeliada Ruhban Okulu’ndan, ana dilde eğitim hakkı ve Cem evlerinin ibadethane statüsünü kabul etmeye kadar birçok güncel konuda T24 internet haber sitesine çarpıcı açıklamalar yaptı.
T24 haber sitesindeki röportajdan önemli başlıklar şöyle:
'RUHBAN OKULU'NUN AÇILMAMASINI ANLAMIYORUM, ONLARIN HAKKI'
- Bu bağlamda Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması talebinin yıllardır karşılanmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Azınlık haklarıyla alakalı son dönemlerde bazı adımlar atıldı, gayrimenkullerinin iadesi gibi. Bu atılan adımları doğru buluyoruz. Hükümetin Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması yönünde bazı çalışmalar yaptığı da biliniyor. Bizim bu konuda da düşüncemiz belli. Okullarının açılmasının onların hakkı olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu hususta hâlâ bugün neden neticeye gidilemediğini anlamıyorum.
'TEK DIL DAYATMASI ÇOĞULCULUKLA TUTARLI OLMAZ'
- Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda yaptığınız öneri, özellikle ana dilde eğitim hakkı konusunda özel vurgu içeriyor. TBMM'deki görüşmede bu öneriyi nasıl açtınız?
Komisyona sunumu yaptığımız sırada bu madde ile alakalı bir şey sorulmadı. Daha sonra dışarıya çıktık. Partililerden biri nasıl yapılacağı konusunda görüşümüzü sordu. Ben de yurtdışında açılmış Türk okullarında 4 dilde eğitimin verilebildiğini anlattım. Yerel dil, bölge dili, Türkçe ve İngilizce. Mesela Kazakistan da Kazakça yerel dil, Rusça bölge dili, bir de Türkçe ve İngilizce eğitim yapılıyor.
Derslerden bazıları Kazakça, Rusça yapılarak da dilin sadece öğretimi değil, aynı zamanda kullanımı veya pratiği sağlanmış oluyor. Türkiye'de de resmi dil Türkçenin yanı sıra yerel dilde öğretimi ve uygulamalı kullanımı sağlanabilir.
- Nasıl karşılandı bu yaklaşımınız?
“Demek ki örnekleri var” anlayışıyla karşılandığını düşünüyorum. Bu ülkede ihtiyaçtır diyerek İngilizce, Fransızca, Almanca eğitim yapan okular açıldı. Hâlbuki bölge dili de bir ihtiyaç. Neden nazara alınmasın? Hem dilin renkliliği çoğulculuğu etkiliyor. Demokratik zeminin önemli bir göstergesi olan çoğulculuğa kapılarımızı açarken tek dil dayatması tutarlı olmaz.
- Görüşlerinize Uzlaşma Komisyonu'nda tepki oldu mu?
Sadece MHP'li üyenin bir sorusu oldu.
- Önerinizde diğer öne çıkan unsur olan “yeni anayasada etnik vurgu yapılmaması” nasıl karşılandı?
Anayasanın etnik terimlerden arındırılmasını, ”Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” formülünün benimsenmesini önerdik. MHP'li üye “Türk tabiri sizce etnik bir tanım mı?” sorusunu sordu.
Ben de Türklüğün tarihte bir üst kimlik olduğunu, ama etnik hassasiyetlerin arttığı bu dönemde “Türk” tabirinin etnik çağrışım olduğunu ifade ettim. “Yeni anayasa yapmak, bu tabiri kullanmaktan daha önemlidir” dedim. Kanaatimce bugün Türkiye’de bir sivil anayasa yapmayı başarabilmek; bazı maddelere takılıp kalmaktan çok daha önemli.
'CEMEVLERI NEDEN IBADETHANE SAYILMASIN?'
- Cemaatin kamuoyunda en bilinen yüzlerinden Hüseyin Gülerce, hem T24’e yaptığı açıklamalarda, hem de Zaman gazetesindeki yazılarında Aleviler konusunda önemli şeyler söylüyor, Sünnîleri Aleviler için özeleştiriye çağırıyor? Siz ne düşünüyorsunuz?
Aleviler bu ülkenin bir gerçeği, bir rengi. Alevileri yok kabul etmek, kendi inançları çerçevesindeki taleplerini görmezden gelmek mümkün değil. Ehli Kitap’la ilgili buluşma noktalarının araştırıldığı bir dönemde, bizim dünyamızla ortak noktaları olmayan inanç ve kültürlerle bile ortak çalışmalar yaparken Alevileri yok saymak ne kadar gerçekçi ve doğru olabilir? Hâlbuki Alevilerle asırlarca paylaştığımız tarih, kültür ve inanç birlikteliğimiz var. Bazıları bizim yaklaşımımızı “Alevileri Sünnileştirme senaryosu” gibi görüyor. Oysa biz herkesi kendi konumunda kabul etme noktasından hareket ediyoruz. Aksi davranış, aradığımız “diyalog” anlayışı ile bağdaşmaz.
- Alevilerin en temel taleplerinden birinin, Cem evlerinin ibadethane sayılması olduğu anlaşılıyor. Sizce Cem evleri ibadethane statüsüne kavuşturulmalı mı?
İstiyorlarsa neden olmasın? Fethullah Gülen Hocaefendi’nin şöyle bir ifadesi var;“Camilerin yanına Cemevleri yapılabilir, dedelerin maaşını da devlet verebilir.”
Ne var bunda, neden olmasın?
- Peki, neden olmuyor, olamıyor?
Bu konudaki zihni dönüşümün henüz tamamlanmadığını düşünüyorum.
- Sizce Cemevleri ibadethane sayılırsa Sünnî kesimde reaksiyon olur mu, bundan mı çekiniliyor?
Zannediyorum olmaz. Çünkü Malatya’da, Sivas’ta ve birçok yerdeki kışkırtmalara rağmen bu millet iç barışını bozmadı.
- “Siyaset Cemevlerini ibadethane sayma yönünde adım atarsa Sünnilerden tepki olmaz” diyorsunuz…
İnanıyorum ki olmaz. Asırlardır bu topraklarda bu inançlarla yaşıyorlar.
'Dinî inancını yayma demokratik bir hak'
- Mustafa Bey, Gülen hareketi dünyada misyoner olarak çalışmakla da nitelenen bir hareket. Türkiye’de inançlarını yaymaya çalışan misyonerlere karşı ise İslamcı ve ulusalcı, sivil ve askeri kesim arasında neredeyse görülmemiş bir koalisyon olageldi. Misyonerlerin inançlarını yaymaya çalışmasında ne sakınca olabilir, engelleme tavrı inanç ve ifade özgürlüğüne aykırı değil mi?
Bu önemli bir konu. Biz Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda şunu ifade ettik; demokratik haklar kapsamında bir insanın din ve inanç gruplarından birini tercih etme, onu ifade etme, onu yaşama ve eğitim, örgütlenme ve inancını yayma hakkı olmalı. Küresel ölçekte siz bu hakkınızın olmasını istiyorsanız, kendi ülkenizde de bu hakkı tanımalısınız. Bizim Türkiye olarak bugün dışarıda yaşayan milyonlarca insanımız var. Kendi insanlarınız için bu hakların (inancını yayma özgürlüğünün) olmasını istemez misiniz?
Röportajın tam metnine ulaşmak için lütfen buraya tıklayınız.